SPOR ve eğitim, birbirinden ayrı düşünülmemesi gereken çok önemli iki alandır. Aynı kitleye hitap etmeleri sebebiyle bu iki alanın ortak politikalarda buluşması gerekmektedir.
Ülkemizde ne yazık ki gençlerimizi belirli bir döneme geldiklerinde kendilerini kaçınılmaz bir seçimle karşı karşıya buluyorlar.
“Eğitime mi yoksa spora mı devam etmeliyim?” istisnasız tüm gençlerimiz bu soru karşısında bir yol ayrımına gelmektedirler. Kimisi eğitimi seçip kendini akademik alanda geliştirirken kimisi de sporu seçip kendini bu alanda yetiştirmektedir.
Bu hususta ülkemizin kazanımlarına baktığımızda pek de iç açıcı bir seviyede olduğumuzu söyleyemeyiz. Oysa ki gençlerimize üçüncü bir seçeneğin daha var olduğunu anlatmamız gerekiyor.
Spor ve eğitimi birlikte harmanlayarak, iyi bir spor ve iyi bir akademik kariyerin aynı anda gerçekleşebileceği ümidini gençlerimize vermeliyiz.
Tabii ki burada sağlam temelli bir sistem kurmalıyız.
Burada da ısrarla dile getirdiğim gibi Milli Eğitim Bakanlığı’na, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na büyük görevler düşmektedir.
Eğer ki spor ve eğitimi ortak projelerde buluşturup, bu sistemi hayata geçirebilirsek millet olarak “ Muasır medeniyetler seviyesine çıkma” idealimize çok yaklaşmış olacağız.
Türk sporunda kahramanlık ve hainlik arasında çok ince bir çizgi mevcut.
Uluslararası arenada elde edeceğiniz bir defaya mahsus bir başarıyla omuzlara alınırsınız, her yerde coşkuyla karşılanıp, televizyonlarda saatlerce konuşulursunuz.
Başarılı olamadığınız zamanda hiçbir yerde esameniz okunmaz. Bu anlayışı değiştirmemiz gerekiyor. Bizlere en çok zararı olan anlayışta bu zaten.
Bir çok sporcumuz öz güven problemi yaşıyor. Neden mi? En ufak hatalarında istenmeyen kişi olacaklarını bildiklerinden. Farkında mısınız tam da bu yüzden yıldız yetiştiremiyoruz.
Başarıyı da başarısızlığı da abartmadan dozunda yaşarsak bir çok sıkıntının üstesinden daha çabuk geliriz.
Dünya sporundaki en başarılı insanlara baktığımızda hepsinin yüksek öz güvene sahip olduklarını göreceksiniz.
Neden diye soracak olursak cevabı çok basit başarıda da başarısızlıkta da Devlet olarak, millet olarak hep yanındalar.
İşte Avrupa’da başarının çıkış noktası da burada ortaya çıkıyor.
Ülkemizde kalıcı sportif başarıların elde edilebilmesi için yeni eğitim ve spor politikalarıyla birlikte sorunsuz işleyen bir sistemin oluşturulması gerektiğinden daha önce bahsetmiştim. Bir işin en uzmanı, o işin tabanından yetişendir.
Bu nokta da sporda ve eğitimde yapacağımız reformlara uzman kişiler liderlik etmelidir.
Yapılacak federasyon seçimlerde, ne kadar çok sporun içinde, tabanından gelen aday olursa, Türk sporu ve sporcusu o kadar daha başarılı olacaktır.
Sporun mutfağından yetişen spor adamlarına ihtiyaç var.
Federasyonlara aday olacak kişilerin ilk önce kendileri öz eleştiri yaparak aday olup olmama noktasında karar vermeliler.
Sadece etiket olsun diye bilmedikleri tanımadıkları camianın başına geçmek Türk sporuna zarar verir.

